Mesleğe dair yazılar

Sahadan notlar

Mevzuat değişikliklerini, dönem kapanışı pratiklerini ve yazılımlarımızdaki yenilikleri meslektaş diliyle yazıyoruz. Kısa, uygulanabilir ve jargonsuz.

Berat tarihini GİB'in iyi niyetine bağlamayın

e-Dönüşüm3 dk okuma

2026'da e-Defter süreleri iki kez uzatıldı. Güzel haber gibi duruyor ama uzatmayı plana koyan ofis, uzatmanın gelmediği ayda yakalanıyor.

Mizanı kasadan okumaya başlayın

Finansal Analiz3 dk okuma

Mizanda ilk bakılacak yer, rakamın büyüklüğü değil bakiyenin yönü. Kasa, alıcılar, satıcılar ve KDV hesaplarında ters bakiye neyi söyler?

Yedi gün kuralı: faturayı ay sonuna saklamayın

Ön Muhasebe2 dk okuma

Fatura, teslimden en geç yedi gün sonra düzenlenmeli. Süre nasıl sayılır, ay sonu faturalaması neden riskli ve sistem bu sayımı sizin yerinize nasıl yapıyor?

Her yıl aynı sahne yaşanır. Ayın sonu yaklaşır, ofiste biri “bu sefer de uzatırlar” der ve herkes bir an için rahatlar. Bazen haklı çıkar, o zaman cümle ofisin kültürüne yerleşir. Bu yazı o cümleye bir itirazdır: 2026'da uzatma gerçekten geldi, üstelik iki kez, ve biz tam da bu yüzden berat takvimini GİB'in iyi niyetine bağlamamanız gerektiğini düşünüyoruz.

Önce olanları hatırlayalım. GİB'in e-Defter sitesindeki duyurulara (yeni sekmede açılır) göre 198 sayılı sirküler, 11 Mayıs 2026'da dolacak oluşturma, imzalama ve yükleme süresini 10 Haziran'a, 14 Mayıs'ta dolacak olanı 15 Haziran'a taşıdı. Sirkülerde gerekçe (yeni sekmede açılır) olarak yalnızca Başkanlığa iletilen talepler anılıyor. Haziran başında 202 sayılı sirküler geldi ve 10 ile 15 Haziran'daki yükleme son günleri 30 Haziran'a (yeni sekmede açılır) ertelendi. İkisinin de dayanağı, Vergi Usul Kanunu'nun mükerrer 242. maddesindeki yetki.

İyi haber gibi duruyor. Ama tarihlere bir de duyuru günü açısından bakın: ilk sirküler, süresi dolacak günün kendisinde yayımlandı; ikincisi son günden bir iki gün önce. Yani uzatmaya güvenen bir ofis, karar açıklanana kadar fiilen uzatma yokmuş gibi çalışmak zorundaydı. Dahası uzatma herkese ve her döneme gelmez. Bir sirküler hangi tarihleri sayıyorsa onları kapsar, gerisi eski takvimde kalır.

Kaçırmanın bedeli de yok değil. Mikro'nun derlemesine (yeni sekmede açılır) göre beratlar süresinde yüklenmezse, mücbir sebepler dışında özel usulsüzlük cezası doğuyor. Geç yükleme ayrıca KDV iadesi gibi süreçlerde de sürtünme çıkarabiliyor. Mücbir sebep sayılan haller belli: siber saldırı ya da virüsle dosyaların bozulması, deprem, yangın, sel, ağır hastalık ya da kaza gibi iradeye bağlı olmayan olaylar. “Dönem kapanışı yoğundu” bu listede yok. Kayıtlarınız silinmiş ya da bozulmuşsa olayı on beş gün içinde GİB'e bildirmeniz ve kayıtları nasıl tamamlayacağınızı anlatan bir plan sunmanız gerekiyor.

Beratların hepsi aynı ağırlıkta da değil. Aynı derlemeye göre yılın ilk ayının beratı bir açılış onayı işlevi görüyor; süresinde alınmayan açılış onayı birinci derece usulsüzlük sayılıyor, tasdik ettirilmemiş mecburi defterler re'sen takdir nedeni olabiliyor ve bu defterlere kaydedilen belgelerdeki KDV indirimi reddedilme riskiyle karşılaşıyor. Hesap döneminin son ayının beratı ise kapanış onayı niteliğinde: zamanında yüklenmeyen son ay beratlarının Türk Ticaret Kanunu kapsamında idari para cezası doğurabileceği, kapanış tasdiki yapılmazsa defter kayıtlarının dava sürecinde delil niteliğini yitirebileceği yazılıyor. Yani “bu ayınkini sonra yüklerim” cümlesi her ay için aynı masumiyette değil.

Son gün, herkesin aynı anda aynı kapıdan geçmeye çalıştığı gündür. Kapıdan geçemeyen çoğu zaman teknik bir engelle değil, başka işlerle boğuştuğu için geçemez. Bu yüzden önerimiz sıkıcı ama işe yarıyor: resmî son günü ofis takviminizden silin, yerine kendi iç son gününüzü yazın. Resmî tarihten beş iş günü önce olsun. O gün defterlerin oluşturulup imzalandığı ve dosyaların yüklendiği gün olsun. Kalan beş gün, sizi şaşırtabilecek her şey için pay.

İşin bir de ofis tarafı var. Aylık berat yükleyen bir portföyde her ay onlarca, bazen yüzlerce dosya aynı son güne denk gelebiliyor. Hepsi son güne yığıldığında bir imza sorunu ya da bir bağlantı kesintisi tek bir müşteriyi değil, bütün listeyi aynı anda vuruyor. Bu yüzden iç takvimi müşteri bazında kademelendirmek mantıklı: büyük ve riskli müşterilerin dosyaları önce, basit olanlar sonra. Bu sıra, mizan-defter kontrolünü de ilk önce en kritik müşteriler için yapmanızı sağlıyor.

Yüklemeden önce mizan toplamlarıyla defter toplamlarını yan yana koymak, dönem içinde yapılan düzeltmelerin deftere de yansıdığını gösterir; bu küçük kontrol, geri dönüp dosyayı yeniden üretme zahmetinin çoğunu önler. İmza yetkinizin, yani mali mührün ya da e-imzanın o hafta dolmadığına da bakın. Bunu mali mühür yazımızda ayrıca anlattık. Yükleme bittikten sonra da dosyanın sistemde işlendiğini görmeden işi kapatmayın.

Uzatma, iyi bir mevsimin sonunda gelen ikramiyeye benzer: bütçeye yazılmaz. Gelirse kazandığınız günleri başka bir müşteriye ayırırsınız. Gelmezse dosyayı çoktan yüklemiş olursunuz ve kimseye bir şey anlatmanız gerekmez. İki durumda da kaybeden yok; kaybeden, uzatmayı plana koyup uzatma gelmeyen ayda yakalanan. Takvimi yönetenin GİB değil ofisiniz olması, bu işin en ucuz sigortası.

Mizan önünüze geldiğinde göz doğal olarak büyük rakamlara gider. En yüksek bakiye, en çok oynayan hesap, kâr ya da zarar. Biz ise çoğu zaman en küçük rakamdan, kasadan başlamayı seviyoruz. Çünkü mizanın en sessiz yalanları büyük tutarlarda değil, yönü yanlış olan küçük bakiyelerde saklanır.

Kasa hesabıyla başlayalım. Kasa aktif karakterli bir hesap: tahsilatlar borca, ödemeler alacağa yazılır ve hesap aktif hesapların kuralı gereği (yeni sekmede açılır) hep borç bakiyesi verir ya da sıfırlanır. Kasa alacak bakiyesine döndüyse, kayıtlara göre olmayan bir para harcanmış demektir. Bunun iyi bir açıklaması yok; ya bir tahsilat kaydedilmemiş ya da bir ödeme yanlış tarihe işlenmiş. Hangisi olursa olsun, kayıtların güvenilirliği sorgulanır hâle gelir.

Aynı mantığı diğer hesaplara taşıyın. Alıcılar (120) normalde borç bakiyesi verir; alacak bakiyesine geçmişse ya alınmış bir avans mahsup edilmemiş ya da bir tahsilat yanlış müşteriye yazılmıştır. Satıcılar (320) için tersi geçerli: alacak bakiyesi beklenir, borç bakiyesi verilmiş avansı ya da fazla yapılmış bir ödemeyi gösterir. İndirilecek KDV (191) borç, hesaplanan KDV (391) alacak yönündedir. Ortaklardan alacaklar (131) ile ortaklara borçlar (331) de aynı disipline tabi. Yazılımınızda hazır bir ters bakiye raporu varsa kullanın; yoksa mizanı bu hesaplara göre süzmek yirmi dakikalık bir iştir.

Bir örnek verelim: ocak mizanında satıcılar hesabında borç bakiyesi görüyorsunuz. İki ihtimal var: bir tedarikçiye fatura gelmeden avans ödemişsiniz ya da bir ödeme yanlış tedarikçiye yazılmış. İlki bir hesap kaydırmasıyla çözülür, ikincisi ancak banka dekontuna ve cari ekstreye bakılarak. İkisini ayıran şey rakam değil, belge. Bu yüzden ters bakiye çalışması aslında bir “belgeye dönüş” çalışması.

Peki ters bakiye her zaman hata mı? Hayır. Bazen gerçek bir durumun, örneğin müşteriden alınan peşinatın doğru yansımasıdır. O zaman yapılacak iş, bakiyeyi doğru hesaba (alınan sipariş avansları gibi) taşımak. Hata olsun olmasın, her ters bakiyenin “neden” sorusuna yazılı bir cevabı olmalı. Cevabı bulunamayan sorularla dolu bir mizan, rakamları tutsa bile iyi bir mizan sayılmaz.

Dönem sonunda kasa için bir adım daha var: sayım. Vergi Usul Kanunu'nun 186. maddesine göre envanter, bilanço gününde kasa mevcudunun sayılmasını gerektirir. Sayımda eksik çıkarsa tutar önce 197 Sayım ve Tesellüm Noksanları'na kaydedilir; sorumlusundan tahsil edilecekse personelden alacaklara, nedeni bulunamazsa kanunen kabul edilmeyen gider (KKEG) hesabına aktarılır. Fazla çıkarsa 397 Sayım ve Tesellüm Fazlaları'na yazılır; nedeni bulunamazsa gelir olarak mali kâra eklenir. Ayrıntı için yukarıdaki kaynağa bakabilirsiniz. Önemli olan, sayımla kayıt arasındaki farkın bir yerde adı konulmuş olması.

Bunlar küçük kontroller ama sırası önemli. Önce yönü ters hesaplar, sonra önceki döneme göre en çok oynayan kalemler. İkincisine ancak birincisini bitirdikten sonra bakmanın nedeni, ters bakiyeli bir hesabın oynaklığının “gerçek” bir hareket mi yoksa bir hata mı olduğunu ayırt etmeyi zorlaştırması. Kök'te de bakiye uyarılarını portföy ekranında tek bakışta topluyoruz, ama aynı kontrolü kâğıt üstünde yirmi dakikada da yapabilirsiniz.

Ters bakiyeyi bulmak işin yarısı; ikinci yarısı onu kayıt altına almak. Her ters bakiyenin yanına üç soru yazın: bu ne zaman oluştu, hangi belgeye dayanıyor, kim düzeltecek? Bu üç satır, ay sonu toplantısında “neden?” sorusunun cevabı olur ve bir sonraki ay aynı hesapta aynı hatayı görmenizi önler.

Mizanı kasadan okumak, bir binayı temelinden denetlemeye benziyor: önce taşıyıcı yerlere bakıyorsunuz, cephenin güzelliğine sonra geçiyorsunuz. Kasa, alıcılar ve satıcılar doğru yöndeyse, geri kalan rakamların hikâyesine daha rahat güvenebilirsiniz. Değilse büyük rakamlar ne kadar iyi görünürse görünsün, o hikâyenin başında bir soru işareti kalır.

Küçük işletmelerin en eski alışkanlıklarından biri, ay boyunca teslim edip ay sonunda faturalamaktır. Rahattır: bir oturuşta bitirirsiniz, defterde derli toplu durur. Ama bu alışkanlık, vergi mevzuatındaki en kısa saatlerden biriyle çatışıyor: yedi günlük fatura süresiyle.

Kural açık. Vergi Usul Kanunu'nun 231/5. maddesine göre fatura, malın teslimi ya da hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde (yeni sekmede açılır) düzenlenir. Süresi içinde düzenlenmeyen fatura usul yönünden hiç düzenlenmemiş sayılır. Süre takvim günü olarak sayılıyor ve bir özelgeye göre teslim gününün kendisi sayıma girmiyor, ertesi günden başlıyor. Yani ayın 31'inde yapılan teslimin faturası, en geç 7'sine kadar kesilmeli.

Bir örnekle somutlaştıralım. Özelgedeki sayım yöntemine göre 29 Mart'ta teslim edilen bir malın faturası, sayım ertesi günden başladığı için en geç 5 Nisan'a kadar düzenlenmeli. Ay sonu toplu faturalamaya alışmış bir işletme bu faturayı 10 Nisan'da keserse, yedi günü beş gün aşmış olur. Rakam küçük, ama kural sayıyla çalışıyor.

Sorun, uygulamanın ayrıntısında. Aynı yazıya göre bazı sorular hâlâ açık: tatile denk gelen sürenin nasıl sayılacağı net değil, e-Faturada sayımın göndericinin imzaladığı tarihe göre yapılması öngörülüyor, teslimin bir ayda, faturanın ertesi ayda kesildiği durumda ise faturaya hangi tarihin yazılacağı konusunda iki ayrı görüş var. Yani “ay sonunda keseriz, nasılsa dönem içinde” demek, bir görüşe göre yeterli, bir diğerine göre değil.

Bunun bir bedeli de var. Aynı yazıya göre süresinde düzenlenmeyen faturaya VUK 353/a-1 kapsamında özel usulsüzlük cezası uygulanabiliyor. KPMG'nin 2026 derlemesinde (yeni sekmede açılır) ilk tespit için belge başına 17.000 TL taban tutarı yer alıyor, sonraki tespitlerde tutarlar basamak basamak artıyor. Bir görüşe göre yedi gün içinde geriye dönük düzenlenen faturaya ceza kesilemez; bu görüş Danıştay'ın bir kararına dayanıyor. Ama “bir görüşe göre” cümlesi, vergi incelemesinde tutunacağınız bir zemin değil.

İşin bir de sistem tarafı var ve bunu daha az kişi biliyor. Aynı yazıya göre 1 Temmuz 2024'ten itibaren, fatura tarihi yedi günü aştığında e-Arşiv raporlarında “İmza Zamanı” alanının doldurulması zorunlu hâle geldi. Yani sistem yedi günü sizin yerinize sayıyor ve aşıldığında not alıyor. Yazı ayrıca GİB'in işlemleri KURGAN ve VEDAS gibi sistemlerle takip ettiğini, bazı mükelleflerden geriye dönük fatura nedeniyle vergi dairelerinin izahat istediğini aktarıyor.

Fatura düzenleme sınırına da değinmek gerek, çünkü bu konu hep karıştırılıyor. 588 sıra no.lu tebliğ ile Vergi Usul Kanunu'nun 232. maddesindeki fatura düzenleme sınırı (yeni sekmede açılır) 2026 için 12.000 TL'ye çıkarıldı. Bu tutar, “yedi gün” kuralını değiştirmiyor; fatura düzenleme zorunluluğunun eşiğini belirliyor. İkisini birbirine karıştıran ofis, ya gereksiz fatura kesiyor ya da gereken faturayı geciktiriyor.

Çözüm, ay sonu alışkanlığını haftalık bir ritme çevirmek. Cuma öğleden sonra bir saat ayırıp o hafta teslim edilen her şeyin faturasını kesin. Yedi gün, bir hafta ve bir günlük pay demek; bu ritim sizi ay sonu yığılmasından da, sayım tartışmalarından da kurtarıyor. Filiz gibi bir ön muhasebe aracında fiş girişinden rapora her adımın sade tutulması bu ritmi kolaylaştırır. Ama araç ne olursa olsun, alışkanlık sizin.

Rutin üç adımdan oluşsun. Cuma günü o hafta düzenlenen irsaliyeleri ve teslimleri listeleyin; faturası henüz kesilmemiş olanları işaretleyin; e-Arşiv ya da e-Fatura ile kesin. Üçüncü adım unutulan adım: sistemde görünen tarihin teslim tarihinden itibaren yedi gün içinde olduğunu doğrulayın.

Instagram, kirasını ödediğiniz dükkândır

Marka2 dk okuma

Instagram'ın Türkiye'deki reklam erişimi 62 milyonu buluyor. Peki platform bir sabah kapandığında müşterileriniz sizi başka nereden bulacaktı?

3 milyon liralık eşik: e-Fatura sizi bulmadan siz onu bulun

e-Dönüşüm2 dk okuma

Brüt satış hasılatı eşiği aşan işletme, bir sonraki yılın 1 Temmuz'unda e-Fatura mükellefi oluyor. Eşiğin nasıl işlediğini ve rehberlerin neden birbirini tutmadığını anlattık.

Cari oran 2 olmalı mı? Kim söyledi?

Finansal Analiz2 dk okuma

Ders kitaplarındaki “ideal” oranlar sektörleri tek kalıba sokuyor. Aynı rakam bir markette sağlıklı, bir müteahhitte tehlikeli olabilir.

Küçük işletmelerin pazarlama planı çoğu zaman tek cümleye sığar: “Instagram'dayız.” Kötü bir fikir değil. Rakamlar da bunu destekliyor. Ama bir plan ancak dayandığı zemin kadar sağlamdır ve 2 Ağustos 2024'ten sonra o zemini sorgulamak için somut bir nedenimiz var.

Önce neden bu kadar güçlü olduğuna bakalım. DataReportal'ın Digital 2026 Türkiye raporuna (yeni sekmede açılır) göre Türkiye'de 2025 sonunda yaklaşık 77,5 milyon internet kullanıcısı vardı; bu nüfusun yüzde 88,3'üne denk geliyor. Sosyal medya kimliği sayısı 62,3 milyon. Instagram'ın reklam erişimi de 62,3 milyon olarak veriliyor; DataReportal bunun aktif kullanıcı sayısıyla birebir aynı şey olmadığını, reklam aracının gösterdiği erişim olduğunu hatırlatıyor. Yine de tablo net: pazar orada.

Peki kimler orada? Marketing Türkiye'nin aktardığı Gemius verilerine (yeni sekmede açılır) göre Instagram'daki her yüz reklamdan kabaca kırk dördü küçük ve orta ölçekli işletmelere ait. Yani Instagram, KOBİ'lerin en kalabalık vitrini. Bu iyi haber. Kötü haberin adı ise erişim engeli: Cumhuriyet'in haberine göre Instagram'a erişim 2 Ağustos 2024 sabahı (yeni sekmede açılır) kapatıldı ve haberde birçok girişimin, esnafın ve içerik üreticisinin gelir kaynağının kesildiği anlatılıyor. Medyascope'un duyurusuna göre platform 10 Ağustos'ta (yeni sekmede açılır) yeniden erişime açıldı. Kesinti yaklaşık bir hafta sürdü; ama bir esnaf için bir hafta, bazen bir ayın cirosunu belirleyebilecek kadar uzundur.

Bu yazı siyasi bir tartışma değil. Mesele mülkiyetin kimde olduğu. Instagram hesabınız, kirasını ödediğiniz bir dükkâna benziyor: güzel bir sokakta, bol yürüyüş trafiği var, ama sahibi siz değilsiniz. Kira artabilir, sokak kapanabilir, mahalle değişebilir. Takipçileriniz de size ait değil; platformun size sunduğu bir erişimden ibaret.

Çözüm Instagram'dan vazgeçmek değil, onu vitrin olarak tutup mülkü başka yerde kurmak. Mülkün üç parçası var. Birincisi, kendi alan adınız ve sade bir web siteniz; çünkü sizi adınızla arayan biri nereye gideceğini bilmeli. İkincisi, Google'da bulunmak: haritada adresiniz, çalışma saatleriniz, yorumlarınız. Bunu “Haritadaki dükkânınızı sahiplenin” yazımızda ayrıca ele aldık. Üçüncüsü, e-posta ya da telefonla ulaşabildiğiniz bir müşteri listesi; ama onu izinli ve düzenli kurmanız şart, o da “Toplu SMS atmadan önce” yazımızın konusu.

Alan adı konusunda küçük bir tavsiye: işletmenizin adını taşıyan, hatırlaması kolay bir alan adı alın ve e-posta adresinizi de bu alan adıyla kurun. Müşteri, kendi alan adınızdan gelen bir mesajla ücretsiz bir e-posta servisinden gelen mesajı aynı güvenle okumuyor. Üstelik alan adı sizin; platformlar değişse de adresiniz değişmiyor.

Bir web sitesi pahalı ve karmaşık olmak zorunda değil. Hizmetlerinizi, adresinizi, ulaşım bilgilerinizi ve birkaç fotoğrafı tek sayfada toplayan bir yapı, çoğu küçük işletme için ilk hedef olarak fazlasıyla yeterli. Marka Danışmanlığı kapsamımızda web sitesi tasarımı ve kurulumunun sosyal medya içerik planıyla yan yana durması bu yüzden: biri vitrin, öteki mülk.

Otuz günlük bir plan düşünün: ilk hafta alan adı ve tek sayfalık site, ikinci hafta harita kaydı, üçüncü hafta iletişim formu ve izin metni, dördüncü hafta Instagram profilindeki bağlantıyı bu siteye yönlendirmek. Bir ay sonra Instagram'daki her ziyaretçi için gidecek bir yer var.

Instagram'da kalın, orada üretmeye devam edin. Yalnızca bir soruyu kendinize sorun: yarın sabah bu platform kapanırsa, müşterilerim beni nasıl bulacak? Cevabınız “bilmiyorum” ise, çözümün adı bir web sitesi, bir harita kaydı ve bir iletişim listesi. Önce bunları kurun, sonra paylaşımlarınızın güzelliğini düşünün.

Ciroyu büyütmek her işletmenin hayalidir. Ama büyümenin vergi mevzuatında bir saati olduğunu çoğumuz ancak o saat çaldığında öğreniriz. Hasılatınız belli bir tutarı geçtiğinde, bir sonraki yılın temmuz ayında e-Fatura mükellefi oluyorsunuz. Kimse kapıyı çalmıyor, takvim kendi kendine işliyor.

Çerçeve, GİB'in 509 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (yeni sekmede açılır) ve onu değiştiren tebliğlerle çiziliyor. Tebliğ, yılların içinde defalarca değiştiği için tek bir sayfada okunması zor bir metin. Rehberlerin özetine göre genel had, brüt satış hasılatı 3 milyon TL. İnternet ortamında satış yapanlar ile gayrimenkul ve motorlu taşıt alım, satım, kiralama ya da inşa işi yapanlar için ise 500 bin TL (yeni sekmede açılır). 2025 hasılatı eşiği aşanlar için (yeni sekmede açılır) geçiş tarihi, takip eden yılın 1 Temmuz'u, yani 1 Temmuz 2026'ydı. O tarih geçti.

Burada bir dürüstlük payı gerekiyor. Rehberleri okurken aynı sayfada iki ayrı geçiş tarihi gördük, tebliğ numaralarının birbirine karıştığı sayfalar da vardı. Bu büyük olasılıkla rehber yazanların kötü niyetinden değil, mevzuatın birkaç kez el değiştirmesinden kaynaklanıyor. Bizim önerimiz, kendi eşiğinizi bir blog tablosundan değil, mali müşavirinizle GİB'in güncel duyurularından teyit etmeniz. Ölçütün kâr değil, brüt satış hasılatı olduğunu aklınızda tutun. Küçük bir kârla büyük bir ciro yapan işletme eşiği rahatça aşar.

Altı ayın hesabı da önemli. Hasılat yıl kapandığında kesinleşiyor; 2025 hasılatı için geçiş tarihi 1 Temmuz 2026 olduğuna göre, ocak başında elinizde yaklaşık altı ay vardı. Bu süre mali mühür, GİB başvurusu ve entegrasyon için yeterli bir pencere, ama sürpriz kaldırmayan bir pencere: bir adımdaki gecikme sıradakini de erteliyor.

Eşik yalnızca e-Fatura için geçerli değil. Bilanço esasına göre defter tutanlar için 1 Ocak 2026'dan beri tutar sınırı olmadan e-Arşiv fatura düzenleme (yeni sekmede açılır) zorunluluğu var; yani bu grup için kâğıt fatura kapısı kapandı. Basit usul ve işletme hesabı tarafında ise 589 sıra no.lu tebliğ (yeni sekmede açılır) tarihleri bir yıl ileri aldı. Onu ayrı bir yazıda ele alıyoruz.

Geçiş aslında üç adımdan ibaret: önce tüzel kişi için mali mühür, şahıs işletmesi için e-imza edinilir; ardından GİB portalından e-Fatura başvurusu tamamlanır; sonunda hesap tanımları yapılır ve mevcut ticari ya da muhasebe yazılımıyla bağlantı kurulur. Kâğıt üstünde kolay. Sorun, adımların her birinin başka birinin takvimine bağlı olması: mali mühür Kamu SM'nin, başvuru GİB'in, entegrasyon yazılım firmasının takviminde ilerliyor. Bu üç takvimin sizin istediğiniz günde kesişmesi pek olası değil.

Bu geçişin yalnızca yükümlülük getirdiğini düşünmek de haksızlık olur. Bizim e-Dönüşüm hizmetini anlatırken söylediğimiz gibi, e-Fatura mükellefleri arasında faturalaşma anlık gerçekleşiyor, kâğıt, baskı, kargo ve fiziksel arşiv maliyeti ortadan kalkıyor ve tüm belge hareketleri tek panelden izlenebiliyor. Hatalı ya da reddedilen belgeyi hemen fark etmek de cabası. Yani eşik bir yandan da dijital çalışmanın avantajlarıyla tanışmanın kapısı.

Bu yüzden eşik bir ceza değil, olgunluk işareti gibi okunmalı. Cironuz o seviyeye gelmişse, karşınızdaki büyük müşteriler de büyük ihtimalle zaten dijital çalışıyordur. Bu yazıyı ekim ayında yazıyoruz. Yıl sonu hasılatınızı şimdiden tahmin edin; eşiğin civarındaysanız ya da biraz üstündeyseniz mali mührü ve başvuruyu ocak ayında değil, şimdi başlatın. Temmuzda panik yapmak yerine ekimde hesap yapmış olursunuz.

Her muhasebecinin kulağında bir cümle çınlar: “cari oran 2 olmalı.” Hocalar söylemiştir, kitaplar yazmıştır, müşteriler ezberlemiştir. Biz bu cümleyi sorguladığımızda ise kimin, nerede, hangi sektör için söylediğini kimsenin bilmediğini fark ettik. Rakam gerçek, ama “olmalı” kısmı kuşkulu.

Cari oran, dönen varlıkların kısa vadeli borçlara bölünmesiyle bulunur: bir yıl içinde paraya dönecek kalemler, bir yıl içinde ödenecek borçları karşılıyor mu? Basit bir soru. Ama cevap sektörden sektöre değişiyor çünkü paranın dönüş hızı değişiyor. Bir zincir market günlük tahsilat yapar, stoku hızlı döner, tedarikçisine ise vadeyle öder. Böyle bir işletmede 0,8 civarında bir cari oran sürdürülebilir bile olabilir. Aynı oran bir inşaat firmasında alarm demektir, çünkü alacakları bekleyen, stoku yavaş dönen bir yapıda kısa vadeli borçlar beklemez.

Peki “normal”in ne olduğuna kim karar veriyor? En sağlam cevap, sektörün kendi verisi. Türkiye'de bunun resmî kaynağı, TCMB'nin Sektör Bilançoları (yeni sekmede açılır) çalışması. TCMB ile TÜİK iş birliğiyle hazırlanan bu çalışma 1990'dan beri yayımlanıyor ve kurumlar vergisi mükellefi reel sektör firmalarının yıllık mali tablolarını kapsıyor. Veriler EVDS üzerinden zaman serisi olarak yayımlanıyor. Yani “benim müşterimin oranı sektörüne göre nerede?” sorusunun cevabı, tahmine değil, rakama dayanabilir.

Bu karşılaştırmada küçük ama önemli bir ayrıntı daha var: ortalama mı, medyan mı? Ortalama, tek bir devin çarptığı bir değerdir. Bir sektörde yüz firma varsa ve biri çok büyük ve çok farklı bir yapıya sahipse, ortalamayı o çeker. Medyan ise sıralanmış firmaların tam ortasındaki değerdir, yani “tipik” firmayı gösterir. Kök'te oranları sektör medyanlarıyla kıyaslayıp “medyan üstü, civarı, altı” diye yazıyla söylememizin nedeni bu. Karşılaştırmanın en dürüst hâli, sizi ortalamayla değil, ortadaki komşunuzla kıyaslamak.

Tek bir oranın yetmeyeceği de açık. Cari oranı daha sert bir kardeşiyle birlikte okumak gerekiyor: stokları dışarıda bırakan asit-test oranı, stoka güvenmeden kısa vadeli borçları karşılayıp karşılayamadığınızı gösteriyor. Alacak devir hızı müşterilerin ne kadar sürede ödediğini, stok devir hızı ise malın rafta ne kadar beklediğini söylüyor. Üçü birlikte okunduğunda cari oranın hangi hikâyeyi anlattığı netleşiyor.

Bir de rakamın yönü ile hikâyesi ayrılmalı. Cari oran düşüyorsa kötü, yükseliyorsa iyi demek de kolaycılık. Yükselen bir cari oran, stokun satılmayıp biriktiğini ya da alacakların tahsil edilemediğini gösteriyor olabilir. Düşen bir cari oran, aynı zamanda ödeme vadelerinin müşteri tarafında kısalmış olmasından da gelebilir. Oranı yorumlarken aynı anda alacak ve stok devir hızlarına bakmak, yalnızca tek bir hanenin cevabına güvenmekten çok daha sağlam.

Kök'te bu yüzden tek bir oranı değil, 28 oranlık bir seti birlikte gösteriyoruz; rakamların tek kaynağı analiz motoru ve her oran tam değeriyle yazılıyor. Böylece cari oranın yanında alacak ve stok devrini de aynı ekranda görüyorsunuz. Ama aynı okumayı bir tablo, bir kalem ve biraz sabırla elle de yapabilirsiniz; yeter ki “bu oran iyi mi?” sorusunu “hangi sektöre ve hangi dönemlere göre?” sorusuna çevirin.

“Cari oran 2 olmalı” cümlesi bir kuraldan çok, bir başlangıç noktası. Ders kitabı sizi doğru yere götürmüyor değil, yalnızca sizi yarı yolda bırakıyor. Yarısını sektörün verisi, diğer yarısını müşterinizin işi tamamlıyor. Bir sonraki toplantıda “bu oran düşük” demeden önce, “kime göre düşük?” diye sormak mesleğin en ucuz kalite kontrolü.

Faturayı atmadan önce: beş mi, on mu?

Ön Muhasebe2 dk okuma

Vergi mevzuatı belgelerin beş yıl, ticaret ve sosyal güvenlik mevzuatı on yıl saklanmasını istiyor. Üstüne zarar mahsubu ve amortisman gibi özel durumlar var.

Haftada kaç kez paylaşmalı? Veri ne diyor?

Marka2 dk okuma

2,1 milyon gönderiyi inceleyen bir çalışma, sıklığın erişimi artırdığını ama her ek paylaşımın bir öncekinden daha az getirdiğini söylüyor. Küçük bir işletme bundan ne çıkarmalı?

Mali mührün sessiz son kullanma tarihi

e-Dönüşüm2 dk okuma

Fatura da, defter de, berat da mali mührün imzasına dayanıyor. Üç yılda bir dolan bu sertifika çoğu ofisin takvimine girmiyor.

Yıl sonunda her ofis aynı soruyu sorar: eski dosyaları ne zaman atabiliriz? Raf dolu, kutular yığılmış, kimse yeni ay için yer bulamıyor. Cevap “beş yıl” gibi basit duyulur, ama gerçekte hangi yıldan başlayarak, hangi belge için ve hangi kanuna göre sorusuyla birlikte gelir.

Vergi tarafından başlayalım. Vergi Usul Kanunu'nun 253. maddesi, defter ve belgelerin beş yıl süreyle saklanmasını istiyor. TÜRMOB'un yayımladığı değerlendirmeye (yeni sekmede açılır) göre süre, ilgili yılı takip eden takvim yılının başından itibaren işlemeye başlıyor. Yani 2026 yılına ait bir faturayı 2027'nin başından itibaren beş yıl saklıyorsunuz; fiili olarak yaklaşık altı yıl.

Ardından ticaret hukuku geliyor. Aynı kaynak, Türk Ticaret Kanunu'nda defter ve belgelerin saklanma süresinin on yıl olduğunu hatırlatıyor ve bunun ticari davalarda delil olarak önem taşıdığını vurguluyor. Sosyal güvenlik de ayrı bir hat: 5510 sayılı Kanun'un 86. maddesine göre bu kapsamdaki belgeler ve defterler on yıl saklanıyor ve denetimde on beş gün içinde ibraz edilmesi isteniyor. Yani vergi için beş yıl geçmiş olsa da, ticari bir uyuşmazlık ya da bir SGK denetimi on yıl sonra bile aynı belgeyi isteyebilir.

Bu üç hat aslında üç farklı soruya cevap veriyor. Vergi dairesi “vergiyi doğru hesapladın mı?” diye sorar, ticaret mahkemesi “bu alacağı kanıtlayabilir misin?” diye, SGK ise “bu çalışanın primini doğru yatırdın mı?” diye. Soruların zaman aşımı farklı olduğu için belgenin ömrü de farklı. Bu yüzden “vergi için beş yıl geçti, atabiliriz” cümlesi yalnızca bir sorunun cevabı.

Asıl ilginç kısım, beş yılın bile “beş yıl” olmadığı özel durumlar. TÜRMOB'un derlemesinde birkaçı sayılıyor: devreden zarar mahsup edildiğinde, zararın oluştuğu yıla ait belgeler mahsubun yapıldığı yıldan itibaren beş yıllık zaman aşımı boyunca saklanıyor. Amortismana tabi bir kıymetin belgeleri, kıymet tamamen itfa edildiği yılı izleyen yılın başından itibaren beş yıl saklanıyor; örneğin beş yılda itfa edilen bir kıymetin alım faturası, toplamda on yıl saklanmak zorunda. Yıllara sari inşaat işlerinde süre, işin bittiği yılı izleyen yıldan başlıyor. KDV mahsup ve iadelerinde, istisna ya da muafiyet şartlarının ihlali hâlinde de süre yeniden başlıyor.

Peki kâğıtla elektronik arasında fark var mı? Aynı kaynağa göre elektronik ve kâğıt defter ve belgelerin saklanma yöntemi arasında farklar bulunsa da süreler değişmiyor. “Dijitalde olduğu için atabilirim” yok; “dijitalde olduğu için yer kaplamıyor, onu da on yıl tutarım” var. Bu yüzden e-Dönüşüm hizmetlerinde arşivi buluta alıp yasal saklama süresi boyunca yedekliyoruz.

İmhadan önce kısa bir kontrol listesi işe yarıyor: belge hâlâ bir zarar mahsubunu, bir amortismanı ya da bir KDV iadesini etkiliyor mu? İçinde yıllara sari bir iş var mı? Bu soruların hepsine “hayır” diyebiliyorsanız imha tutanağıyla ilerlemek mümkün. TÜRMOB'un derlemesi de sürenin dolmasının imhaya izin verdiğini, ama özel durumların önce değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Bizim önerimiz pratik: hiçbir ofis her belge için ayrı bir son kullanma tarihi takip etmek zorunda değil. Ticari kayıt ve belgelerin çoğunu baştan on yıl saklamak, vergi, TTK ve SGK sürelerini tek seferde karşılıyor. Zarar devri ve uzun amortisman süreli kıymetler gibi istisnalarda ise belgenin üzerine bir not düşmek yeterli: “mahsup yılı 2028, saklama 2033'e kadar.” Atmak kolay, geri getirmek imkânsız. Belge yerindeyken sizin yerinize konuşur; yerinde değilse açıklamayı sizden bekler.

Sosyal medya danışmanlığında en sık sorulan soru şu: “Haftada kaç kez paylaşmalıyız?” Bu soruya yıllarca kulaktan duyma cevaplar verildi. Kimi günde bir dedi, kimi iki günde bir. Neyse ki artık elimizde veri var. İyi haber: veri bir cevap veriyor. Kötü haber: o cevap her işletmeye aynı şekilde uymuyor.

Buffer'ın 13 Ağustos 2025'te yayımladığı çalışma (yeni sekmede açılır), yaklaşık 102 bin Instagram hesabının 2,1 milyon gönderisini inceledi. Hikâyeler (Stories) dışarıda kaldı; yalnızca fotoğraf, reels ve carousel gönderileri sayıldı. Sonuç sezgilerimizi doğruluyor, bir miktar da şaşırtıyor. Haftada bir ya da iki paylaşımdan üç ila beş paylaşıma geçmek, gönderi başına medyan erişimde yaklaşık yüzde 12'lik artış getirmiş. Haftada bir-iki paylaşıma göre altı ila dokuz paylaşım yaklaşık yüzde 18, on ve üstü yaklaşık yüzde 24 daha fazla erişim sağlamış. Ama her basamak bir öncekinden daha az katkı veriyor.

Çalışma saat ya da gün değil, sıklık üzerine. Yani hangi günün “en iyi gün” olduğu tartışmasından önce, haftada kaç kez ortaya çıktığınız sorusu geliyor. Küçük bir işletme için bu, saat takıntısını bırakıp haftalık ritme odaklanmak demek.

Bu, “ne kadar çok paylaşırsan o kadar iyi” demek mi? Tam değil. Çalışmada ikinci bir bulgu var ve bize kalırsa asıl önemlisi bu: haftayı hiç paylaşım yapmadan geçiren hesaplarda takipçi artışı, kendi normal seviyelerinin altında kalmış. Buffer buna “paylaşım yapmama cezası” diyor. Haftada yalnızca bir ya da iki paylaşım yapmak ise hiç paylaşım yapılmayan haftalardan anlamlı biçimde daha iyi sonuç vermiş. Yani ara vermek, az paylaşmaktan daha pahalıya gelebiliyor.

Bunu küçük bir işletmenin takvimine çevirelim. Haftada iki saati olan biri için hedef, bir ay on paylaşım yapıp sonra bırakmak değil. Hedef, her hafta, ne olursa olsun, en az bir paylaşım yapmak. Üç ila beş paylaşım hayal olabilir; ama bir ya da iki paylaşım sürekli bir ritimle yapılabilir ve veri bu tabanı açıkça destekliyor. Fazlası bir bonus; önemli olan tabanı kaybetmemek.

İki saatlik bütçeyi paylaştırmak için basit bir oran: bir saat içerik üretimi (fotoğraf, metin), yarım saat zamanlama ve yayın, yarım saat yorumlara ve mesajlara cevap. Cevap vermeyi ihmal eden bir hesap, yayın ritmini tutturmuş olsa bile yanlış bir mesaj verir: dinlemiyoruz.

Pratikte iş şöyle yürüyor: ayda bir gün, örneğin ayın ilk pazartesisi, ayın bütün fotoğraflarını çekin ve metinlerini yazın. Ayın geri kalanında yalnızca zamanlayıp yayımlayın. Üretim ile yayın birbirinden ayrılınca yoğun bir hafta ritmi bozmaz. Haftalık takviminizde “paylaşım yayında mı?” diye tek bir kontrol sorusu yeter. Üretim gününe bir de yedek içerik ekleyin: ürün tanıtımından bağımsız, her ay kullanılabilecek iki üç “güvenli” gönderi, kötü bir haftayı kurtarır.

Çalışmanın sınırlarını da söylemek lazım. Buffer yalnızca bir ilişkiyi gösteriyor, nedenselliği değil: çok paylaşan hesaplar zaten daha aktif, daha büyük ve daha profesyonel olabilir; erişim farkının bir kısmı bununla açıklanabilir. Ayrıca çalışma hesaplar arası bir karşılaştırma. Sizin hesabınızın kendi geçmişi her zaman daha iyi bir kıyas. Üç ay boyunca kendi ritminizle yayın yapın ve kendi erişim grafiğinize bakın.

Sosyal medya, hızlı koşanın değil, dönüp gelenin kazandığı bir yarış. Sayılar da bunu söylüyor: önce süreklilik, sonra sıklık. Bir sonraki haftanın paylaşımını bugün hazırlayın.

Bir şirketin hiç görmediğiniz ama her gün kullandığı bir imzası vardır. Yıllarca sessizce çalışır, bir gün “geçersiz” dendiğinde herkes birbirine bakar. Mali mühür tam olarak böyle bir nesne: görünmez, hatırı sayılır ve unutulmaya çok müsait.

Önce neyin ne olduğunu netleştirelim. TÜRMOB'un başvuru sayfasına (yeni sekmede açılır) göre e-imza gerçek kişiye verilir ve ıslak imzanın karşılığıdır. Mali mühür ise firmaya verilir, firma yetkilisinin taahhüdüyle oluşturulur ve firma kaşesi niteliğindedir; yalnızca e-uygulamalarda kullanılır. Tüzel kişiler, adi ortaklıklar dahil, yalnızca mali mühür kullanabiliyor. Gerçek kişi mükellefler ikisinden birini seçebiliyor. Kaşe benzetmesini biz çok seviyoruz, çünkü kaşe de çekmecede durur ve kimse onun kullanım süresini düşünmez.

Bu ayrımın pratik bir sonucu var. Portföyünüzde hem şahıs firması hem limited şirket varsa, sertifika türü ve sahibi tabloda ayrı sütunlar olmalı. E-imza kişiyle birlikte hareket eder; kişi değiştiğinde yeniden düzenlenir. Mühür ise şirkette kalır, ama şirketin yetkilisi ve temsilci kaydı güncel olmak zorunda. Ortaklık yapısı ya da yönetim değişen bir şirketin mührü, çoğu zaman o değişiklikten en son haberdar olan kalemdir.

Oysa bu kaşenin süresi var. Paraşüt'ün anlatımına (yeni sekmede açılır) göre sertifikalar standart olarak üç yıllık veriliyor, yenileme süre bitimine üç ay kala başlıyor ve Kamu SM bu konuda sistemde kayıtlı e-posta adresine bilgilendirme gönderiyor. İşte sorun tam burada başlıyor: o e-posta kimin kutusuna düşüyor? Üç yıl önce başvuruyu yapan, belki artık şirkette olmayan kişinin mi? Unvan değişirse de eski unvanla alınmış mühür geçerliliğini yitiriyor ve yeni unvanla yeniden başvuru gerekiyor.

Başvuru tarafında da son yıllarda bir şey değişti. TÜBİTAK Kamu SM'nin duyurusuna (yeni sekmede açılır) göre GİB'e kâğıtla yapılan başvuruların Kamu SM'ye iletilmesi 20 Ocak 2025 itibarıyla sona erdi; başvurular 21 Ocak 2025'ten itibaren Kamu SM'nin çevrim içi “Mali Mühür Başvuru” menüsünden yapılıyor. Eski rehberlerin anlattığı evrak ve kargo trafiği bugün geçerli değil. Duyuruda sık görülen iki hata da sayılmış: “şirket temsilci kaydı bulunamadı” uyarısı çoğunlukla MERSİS'teki temsilci bilgisinin güncel olmamasından, “mükellefiyet durumunuz uygun değildir” uyarısı ise vergi dairesi kaydından kaynaklanıyor.

Başvuru ekranına oturmadan önce üç şeyi masanın üstüne koyun. Birincisi, MERSİS'teki güncel temsilci bilgisi. İkincisi, vergi dairesi kayıtlarında şirketin mükellefiyet durumu. Üçüncüsü, kayıtlı e-posta adresi; hem bilgilendirme hem yenileme oradan yürüyor. Başvuru Kamu SM'nin çevrim içi ekranından (yeni sekmede açılır) yapılıyor. Ücret ise Paraşüt'ün aktardığına göre banka şubelerinden ya da bankaların internet ve mobil şubelerinden vergi kimlik numarasıyla sorgulatılarak ödenebiliyor; tutar zamanla değiştiği için güncel tarifeyi başvuru ekranından görün.

Bunların hepsi, mührü acil bir gün yenilemeye kalkana kadar görünmeyen engeller. Düşünün: berat günü, defter hazır, imza gerekiyor ve sertifika üç gün önce dolmuş. Yetkili temsilci MERSİS'te hâlâ eski kişi. Yenileme başvurusu açılıyor ama temsilci kaydı hatası veriyor. Bir yanda GİB'in takvimi, öbür yanda MERSİS'te düzeltme bekleyen bir kayıt. Bu senaryo kaçınılmaz değil ama mührü “bir şeyler yolunda gider” diye yönetmenin doğal sonucu.

Çözüm yine sıkıcı: müşteri portföyünüzdeki her tüzel kişi için bir “mühür bitiş tarihi” sütunu tutun. Alarmı bitişten doksan gün öncesine, Kamu SM'nin yenileme penceresinin açıldığı güne kurun. Kayıtlı e-posta adresinin ofisinizin de okuduğu bir adres olduğunu doğrulayın. Yılda bir kez de MERSİS'teki temsilci bilgilerinin güncelliğini kontrol edin. Mührün ömrü üç yıl; o üç yıl uzun, ama unutmak için fazlasıyla yeterli.

Beyanname bir form değil, bir hikâyedir

Finansal Analiz3 dk okuma

Kurumlar vergisi beyannamesi her yıl Nisan'da verilip kapatılan bir dosya olarak görülüyor. Oysa ticari kâr ile mali kâr arasındaki fark, işletme hakkında en çok şey söyleyen satır.

Hangi defteri tutuyorsunuz? Cevabı sandığınızdan önemli

Ön Muhasebe2 dk okuma

Bilanço esası, işletme hesabı ve basit usul arasındaki sınırlar her yıl yeniden değerleme oranıyla artıyor. 2026'da bilanço esasının eşikleri neler ve bu etiket neden önemli?

Logonuzu yaptırdınız, peki markanızın tapusu nerede?

Marka3 dk okuma

Logo ve isim bir işletmenin yüzüdür; hukuki sahiplik ise başka bir yerde, tescilde. Tescilin ne sağladığını, on yıllık koruma ve beş yıllık kullanma şartıyla birlikte anlattık.

Nisan ayı ofislerde bir nöbet değişimi gibidir. Beyannameler gönderilir, onay kodları saklanır, dosyalar kapanır. Çoğumuz için kurumlar vergisi beyannamesi bir yıllık işin sonudur. Biz ise onu ikinci kez, bu kez yıllık işin hikâyesi olarak okumayı öneriyoruz.

Önce çerçeve. Paraşüt'ün 2026 özetine (yeni sekmede açılır) göre genel kurumlar vergisi oranı yüzde 25; banka, finansal kiralama, faktoring, sigorta ve emeklilik şirketlerinde yüzde 30; ihracat kazancında ise genel orandan beş puan indirimle yüzde 20. Takvim yılı hesap dönemi olanlar için beyanname ve ödeme, hesap döneminin kapandığı ayı izleyen dördüncü ayda yapılıyor; yani 2025 dönemi için Nisan 2026. Oranlar, indirimler ve tarihler yıldan yıla değişebildiği için bunu her seferinde GİB'in güncel duyurusundan doğrulamak şart.

Hikâye ise başka yerde: ticari kâr ile mali kâr arasındaki farkta. Muhasebe, yıl sonunda bir ticari kâr üretir. Beyanname bu rakamdan yola çıkar, ama oradan vergiye esas kazanca giden yolda, kanunen kabul edilmeyen giderler eklenir, istisnalar ve indirimler düşülür. Basit bir örnek verelim: ticari kâr 2.000.000 TL, kanunen kabul edilmeyen giderler 200.000 TL, istisna ve indirimler 300.000 TL ise matrah 1.900.000 TL olur ve yüzde 25'le vergi 475.000 TL çıkar. Bu üç rakamın birbirine oranı, işletmenin nasıl çalıştığını gösterir. Kanunen kabul edilmeyen giderler yıldan yıla büyüyorsa, belgesiz, sınırı aşan ya da işletme dışı harcamalar birikiyor olabilir; bunu fark etmenin en kolay yeri de burası.

Kanunen kabul edilmeyen giderlerin içinde ne olduğuna bakmak da bir okuma biçimi. Vergi cezaları ve gecikme zamları gibi kalemler kurum kazancının tespitinde gider yazılamaz; belgesiz harcamalar ya da kanundaki sınırları aşan giderler de aynı torbaya düşer. Bu torba yıldan yıla şişiyorsa, işletmenin gündelik disiplininden bir şey kaçıyor olabilir; tıpkı arabanın gösterge panelinde sürekli yanan bir uyarı lambası gibi.

Sonra bir de taban var. Paraşüt'ün aynı sayfasına göre 2025 ve sonraki dönemlerde yurt içi asgari kurumlar vergisi uygulanıyor: indirim ve istisnalardan önceki kurum kazancının en az yüzde 10'u kadar vergi çıkıyor; yeni kurulan kurumlar ilk üç hesap döneminde bu kapsamın dışında. Yani istisnalarınız ne kadar büyük olursa olsun, bir alt sınır var. Bunu beyanname verilmeden önce bilmek, “neden bu kadar vergi çıktı?” sorusunun müşteri toplantısındaki en rahatsız edici anını önceden yumuşatıyor.

Bir de geçici vergi ile ilişkisi. Yıl boyunca üç dönemde (yeni sekmede açılır) ödenen geçici vergiler, yıl sonunda kurumlar vergisinden mahsup ediliyor. Yani Nisan'daki rakam bir sürpriz olmak zorunda değil; çünkü Mayıs, Ağustos ve Kasım'da verilen beyannamelerde yılın ilk dokuz ayının kazancı zaten görülmüştü. Beyannamedeki rakam o ön ödemelerle kıyaslandığında beklenmedik biçimde farklı çıkıyorsa, ara dönemlerde ya da son çeyrekte bir şey gözden kaçmıştır.

Ticari kâr, kanunen kabul edilmeyen giderler ve istisnalar: bu üç satırı yıllar boyunca yan yana koymak en ucuz trend analizi. Ticari kâr artarken mali kâr daha yavaş artıyorsa ya da istisna ve indirimler birden büyüdüyse, işletmenin vergi profili değişiyor demektir. Bu değişimin nedenini müşavir bilir; müşterinin ise bunu önceden duymaya ihtiyacı var.

Kök'te kurumlar vergisi beyannamelerini GİB'in PDF ve XML formatında doğrudan içeri alıyoruz, mizanla birlikte okuyabilmek için. Çünkü iki belge aslında aynı hikâyeyi iki farklı dille anlatıyor. Biri işletmenin kendi gözüyle, öteki devletin gözüyle. Aralarındaki fark, konuşulması gereken kısım.

Beyannameyi gönderdiniz, onay kodunu sakladınız, dosya kapandı. Şimdi bir kez daha açın ve yalnızca üç satıra bakın: ticari kâr, kanunen kabul edilmeyen giderler, istisnalar. O üç satırın bir önceki yılla karşılaştırması, çoğu zaman bir yıllık rakam tablosundan fazla şey söyler.

“Hangi defteri tutuyorsunuz?” sorusuna işletme sahiplerinin çoğu “bilmiyorum, müşavirim biliyor” der. Bir ölçüde haklılar: işi müşavir yapıyor. Ama defter türünüz, vergi yükünüzün ve yükümlülüklerinizin hangi kapıdan gireceğini belirleyen temel bir etiket. Etiketi bilmeyen işletme, büyüdüğünde kapıyı da şaşırır.

Önce rakamlar. 588 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile, 2025 için belirlenen yüzde 25,49'luk yeniden değerleme oranı uygulanarak 177. maddesindeki bilanço esası hadleri güncellendi. KPMG'nin derlemesine (yeni sekmede açılır) göre mal alım-satımıyla uğraşanlarda sınırlar yıllık alımda 2.500.000 TL, yıllık satışta 3.500.000 TL. Yalnızca hizmet verenlerde yıllık gayrisafi iş hasılatı sınırı 1.200.000 TL. Hem mal hem hizmet işi yapanlarda ise iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 2.500.000 TL'yi geçtiğinde sınır aşılmış sayılıyor. Bu hadlerin yıllara göre listesini PwC'nin vergi portalında (yeni sekmede açılır) da bulabilirsiniz.

Karma kategorideki formül yanıltıcı olabilir. İş hasılatı 400.000 TL, satışı 600.000 TL olan bir işletmeyi düşünün. Hesap şöyle: 400.000'in beş katı 2.000.000, buna 600.000 eklenince 2.600.000 TL; yani eşik aşılmış. Oysa ne iş hasılatı ne de satış tek başına bir sınırın yakınında. Karma çalışan küçük işletmeler bu yüzden sınırı beklediklerinden önce aşabiliyor.

Bu eşikler neden bu kadar önemsenmeli? Çünkü bilanço esası, tutulan defterlerin ve çıkarılan tabloların, dolayısıyla müşavire düşen işin ve işletmeye düşen belge disiplininin ciddi biçimde arttığı bir geçiş. İşletme hesabı daha sade bir yapı sunuyor; bilançoda ise envanter, kapanış işlemleri ve finansal tablolar devreye giriyor. İşletme sahibi için bunun anlamı, belge ve kayıt disiplininin “iyi olsa güzel olur” seviyesinden “olmazsa olmaz” seviyesine geçmesi.

Defter türü yalnızca bir sınıflandırma değil. Bilanço esasına göre defter tutanlar için 1 Ocak 2026'dan itibaren tutar sınırı olmaksızın e-Arşiv fatura düzenleme zorunluluğu (yeni sekmede açılır) başladı; yani kâğıt fatura kapısı bu grup için kapandı. İşletme hesabı ya da basit usul tarafında ise tarih takvimi biraz daha esnek; onu da ayrı bir yazıda ele alıyoruz. Yani defter türünüzün değişmesi, yalnızca tutacağınız defterin değil, kesebileceğiniz faturanın, imzalayacağınız belgenin ve uyacağınız takvimin değişmesi demek.

Geçişin tam olarak ne zaman gerçekleşeceği ise ayrı bir soru. Hadleri aşmak, ertesi gün bilanço esasına geçmek anlamına gelmiyor; bunun kuralları Vergi Usul Kanunu'nun 179 ve 180. maddelerinde yer alıyor ve ayrıntıya girince yalnızca tabloya bakmak yetmiyor. Bu noktada müşavirinizle yapacağınız konuşma, bir blog yazısından çok daha değerli.

Büyüme planı yapan bir işletmenin yıllık rakamlarını eşiklerle birlikte tabloya koyması, bir yıl öncesinden sürprizi önlüyor. Üç sütun yeter: yıllık alım, yıllık satış, iş hasılatı; yanlarında 2026 hadleri. Tablo hadlerin yüzde sekseni civarına geldiği anda sarı lamba yansın.

Bu yazıdan tek bir şey akılda kalacaksa: yıl sonu hasılatınız hadlerden birine yaklaşıyorsa, bunu şimdi konuşun. Ekim, bu konuşma için iyi bir ay; çünkü yıl bitmedi ama tablo belli. “Aşar mıyız?” sorusunun cevabı ocakta değil, ekimde işe yarıyor. Aşarsanız hazırlanmak, aşmazsanız rahat etmek için.

Her yeni işletmenin başlangıç hikâyesi bir isim ve bir logoyla kurulur. Tabela yapılır, kartvizit basılır, sosyal medya hesapları açılır. Bir yıl sonra işler yolundadır ve birden bir yazı gelir: aynı ya da çok benzer bir isim, başkası adına tescilli. Bu hikâyeyi hepimiz kulaktan biliriz; sorun, başımıza gelmeden önce onu önemsememek.

Önce hukuki çerçeve. Marka hakkı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (yeni sekmede açılır) ile düzenleniyor. Bir avukatlık bürosunun anlatımına (yeni sekmede açılır) göre marka, askı süresinde itiraz gelmezse ya da gelen itirazlar reddedilirse tescil ediliyor ve tescil, marka sahibine on yıllık bir koruma sağlıyor. Süre bitmeden önceki altı ay içinde yenileme talep edilebiliyor ve yenilemenin üst sınırı yok. Yani kanun, bir markayı gerçekten sürekli koruyabilme imkânı veriyor. Ama bu koruma kendiliğinden gelmiyor; başvuru, ücret ve takvim gerektiriyor.

Başvuru tarafında üç adımı ayırmak iyi olur. Birincisi ön araştırma: aynı ya da benzer bir işaretin tescilli olup olmadığını TÜRKPATENT (yeni sekmede açılır)'in çevrim içi marka araştırma sisteminde kontrol etmek. Kanun, başvurulan markanın tescilli veya daha önce başvurusu yapılmış bir markayla aynılığını ya da benzerliğini bir ret nedeni sayıyor; yani araştırmayı atlayan biri bu itirazı kendi eliyle davet ediyor. İkincisi başvuru: hukuk bürolarının anlatımına göre (yeni sekmede açılır) elektronik sistem üzerinden yapılıyor ve başvuru sahibinin tacir olması şart değil. Üçüncüsü yayın: uygun bulunan başvuru Resmî Marka Bülteni'nde yayımlanıyor ve itiraz süreci başlıyor.

Başvurunun içeriği de sonucu belirliyor. Anlatımlara göre başvuruda markanın örneği ile birlikte mal ve hizmet listesi yer alıyor ve tescilin kapsamı bu listeyle çiziliyor. Pratikte bu, “markamı tescil ettirdim” cümlesinin her şeyi kapsamadığı anlamına geliyor: tescil, listelediğiniz mal ve hizmetler için geçerli. Bugün yalnızca kafe işletiyorsanız ama yarın paketlenmiş ürün satmayı düşünüyorsanız, listeyi buna göre kurmak gerekiyor.

Burada logo ile marka arasındaki fark önem kazanıyor. Logo bir görsel; marka ise hukuki bir hak. Bir tasarımcıdan logo satın almak, o isim ve işaret üzerinde tescilli bir hak edinmek anlamına gelmiyor. Tescil olmadan da kullanıma dayalı bazı haklar doğabiliyor, ancak bunu ispat etmek ve savunmak zahmetli. Tescilli bir markada bu yük çok daha hafif: sicilde adınız yazıyor.

Koruma bir yükümlülükle de geliyor. Aynı kaynağa göre tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan Türkiye'de ciddi biçimde kullanılmayan marka iptal edilebiliyor; beş yıl boyunca kullanıma ara verilmesi de benzer sonuç doğurabiliyor. Yani tescil bir madalya değil, bir tapu: kullanılmayan arsa için bile sorumluluk var. Bu, “ileride lazım olur” diye tescilli tutulan sayısız isim için sessiz bir uyarı.

Pratik tavsiyemiz sıra meselesi. İşletme adı ve logo için para harcamadan önce ön araştırmayı yapın. Aynı ya da benzer bir tescil çıkarsa, daha logoyu çizdirmeden isim değiştirmek hâlâ ucuz. Araştırma temizse başvuru için bir marka vekiline danışın; ücretler ve sınıf seçimi gibi ayrıntılar güncel tarifeye göre değişiyor. İsmin, kimliğin ve tescilin birlikte düşünülmesi bu yüzden önemli. Marka Danışmanlığı kapsamımızda kurumsal kimlik düzenlemesini ayrı bir iş olarak değil, bu bütünün parçası olarak görüyoruz.

Süreyi de hesaba katın: başvurudan tescile uzanan yol aylar sürebiliyor. Bu yüzden isim ve logo kararı kesinleşir kesinleşmez, tabela basılmadan, kartvizit dağıtılmadan başvuruyu başlatmak en güvenlisi. Bekleme süresinde başkasının sizinle çakışan bir başvuru yapma ihtimalini ortadan kaldırmanın en ucuz yolu, ilk sırada olmak.

Sonunda bir işletmenin değerini, çoğu zaman adını taşıyan şeyin hukuki sahipliği belirler. Logoyu güzel yaptırdınız; şimdi onun tapusunu da çıkarın. Çünkü bir logoyu kopyalamak kolaydır, ama adınızı elinizden almaya çalışan biri önce sicile bakar.

Şoförün torpidosundaki kâğıt: e-İrsaliye üstüne

e-Dönüşüm2 dk okuma

Faturayı herkes bilir, irsaliye kenarda kalır. Oysa 7 günlük fatura süresi çoğu zaman irsaliyeyle başlıyor ve e-İrsaliye eşiği fatura eşiğinden çok daha yüksek.

Enflasyon düzeltmesi ertelendi, enflasyon ertelenmedi

Finansal Analiz3 dk okuma

2025, 2026 ve 2027 hesap dönemleri için enflasyon düzeltmesi yapılmayacak. Bu, mizan ve bilançoyu okumayı kolaylaştırmıyor; tam tersine analiste yeni bir uyarı yazdırıyor.

Çeyrek sonu sürprizi: kârınızı üç ayda bir tanıyın

Ön Muhasebe2 dk okuma

Geçici vergi, yıl içinde işletmenin kendine tuttuğu aynadır. Üç dönem, üç tarih ve bir önerimiz: her çeyrek sonunda kâr rakamınızı bir de siz görün.

Her işletmede bir kâğıt vardır ki kimse sevmez ama herkes saklar: irsaliye. Kamyonun torpidosunda, yağ lekeli, kaşesi yarım çıkmış. Fatura vitrindeki belgedir; irsaliye ise malın gerçekten yola çıktığını söyleyen mütevazı tanık. E-İrsaliye bu tanığı dijital ortama taşıyor.

GİB'in 509 sıra no.lu tebliğinde e-İrsaliye de tanımlı (yeni sekmede açılır) belgelerden biri. Rehberlerin özetine göre zorunluluk, e-Fatura mükellefi olmak koşuluyla brüt satış hasılatı 10 milyon TL ve üzeri (yeni sekmede açılır) olan işletmeleri kapsıyor. 2025 hasılatı için geçiş tarihi 1 Temmuz 2026 (yeni sekmede açılır) olarak veriliyor. Bazı sektörler ise ciroya bakılmaksızın zorunlu sayılıyor. Rehberlerin ortak listesinde akaryakıt, maden, şeker, demir-çelik ve gübre var; sonrası rehberden rehbere değişiyor. Bir rehber otomotiv ticaretini ekliyor, bir başkası hal kayıt sistemini ve ÖTV (III) sayılı listedeki imalatçıları sayıyor. Üstelik rehberlerden biri kendi SSS bölümünde eski bir 25 milyon TL eşiğini de bırakmış. Kısacası: listeyi tabloya değil, kendi faaliyet koduna ve mali müşavirinize göre doğrulayın.

Peki neden bu belge sandığımızdan daha önemli? Çünkü fatura süresinin saati sık sık irsaliyeden başlıyor. Vergi Usul Kanunu'nun 231/5. maddesine göre fatura, malın teslimi ya da hizmetin yapıldığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde düzenlenmeli. Bu sürenin nasıl sayılacağı (yeni sekmede açılır) konusunda uygulamada bile tereddütler var; özellikle irsaliyede yazan tarih ile fiilen sevkin yapıldığı tarih arasındaki ayrım tartışmalı. Kâğıt irsaliyede tarihi insan yazar. Dijital irsaliyede ise sistem damgalar. Tartışmalı gün sayısını artık sistem kaydı belirler; bu küçük fark hem sizin hem karşı tarafın işini kolaylaştırır.

Somut bir gün düşünelim. Bir toptancıda sabah altı araç yola çıkıyor, her biri farklı bir müşteriye. Kâğıt dünyada altı irsaliye elle yazılıyor, altı kaşe vuruluyor, akşam altı fatura için altı kâğıt ofise dönüyor. Dijital dünyada aynı altı belge sistemden çıkıyor, alıcıya anında ulaşıyor ve hangi irsaliyenin hangi faturaya karşılık geldiği kayıtlı. Birinde ay sonunda bir eşleştirme çalışması yapılır, ötekinde yapmaya gerek kalmaz.

İrsaliyesiz sevkin bedeli ise somut. KPMG'nin 2026 parasal büyüklükler derlemesinde (yeni sekmede açılır) VUK 353. madde kapsamında sevk irsaliyesi gibi belgelerin düzenlenmemesi için ilk tespitte 17.000 TL ceza yer alıyor. Tekrarında tutar basamak basamak artıyor. Küçük bir rakam gibi görünse de her tespit ayrı bir ceza demek.

Bizim e-Dönüşüm hizmetimizde e-İrsaliye, sevkiyatta kâğıt irsaliyenin yerini alıyor. Karekodla sevkiyat anında kontrol edilebiliyor ve alıcıya anlık iletiliyor. Torpidoda kâğıt aramak, bir yol kontrolünde şoförün de, sizin de en az sevdiğiniz an; karekod bunu tek bir okumaya indiriyor. Ve kâğıt hiç olmadığı için kaybolacak, ıslanacak, unutulacak bir şey de kalmıyor.

Sıra da önemli. Rehberlerde e-İrsaliye zorunluluğu “e-Fatura mükellefi olmak koşuluyla” tanımlanıyor. Yani e-İrsaliye'ye geçecek işletme, e-Fatura tarafında zaten hazır olmalı: mali mühür, GİB kaydı ve yazılım bağlantısı o aşamada tamamlanmış durumda. Eşik değerlerine yaklaşan bir işletme için mantıklı yol, ikisini ayrı projeler olarak değil, tek bir geçiş planının iki halkası olarak yürütmek.

Eşiğin altındaysanız kurtuldum demeyin. Karşınızdaki büyük alıcı e-İrsaliye ile çalışıyorsa, sizden de dijital bir akış beklemesi sürpriz olmaz. Ve irsaliyeyi yalnızca sevkin yan ürünü gibi görmeyi bırakın: faturanın yedi günlük saatini kuran, çoğu zaman bu belgedir.

Bir muhasebecinin en sevdiği haber, yapması gereken bir işin ertelenmesidir. Aralık 2025'te bunu yaşadık: enflasyon düzeltmesi ertelendi. Ofislerde bir rahatlama dalgası oldu, haklı olarak. Ama bu rahatlamanın bir de bilanço okuyan tarafı var ve o taraf pek konuşulmuyor.

Önce olanlar. 25 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 7571 sayılı Kanun, Vergi Usul Kanunu'na eklenen geçici 37. madde ile enflasyon düzeltmesinin şartları oluşsa dahi 2025 (geçici vergi dönemleri dahil), 2026 ve 2027 hesap dönemlerinde yapılmayacağını hükme bağladı. Özel hesap dönemi kullananlar için pencere farklı: 2026, 2027 ve 2028'de sona eren dönemler. Ayrıntılar KPMG'nin bülteninde (yeni sekmede açılır) ve 7571 sayılı Kanun'un metin özetinde (yeni sekmede açılır) var. Cumhurbaşkanı bu süreleri üç hesap dönemine kadar daha uzatabilir.

Gerekçe ise Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre (yeni sekmede açılır) küçük ve orta ölçekli mükelleflerin ve meslek mensuplarının talebiydi: düzeltme hem iş yükü hem ek vergi yükü demekti, yanlış uygulanırsa ceza riski de taşıyordu. Aynı haberde, 2023 ve 2024 hesap dönemlerinde yapılan düzeltmeyle mali tabloların enflasyon etkisinden arındırıldığı da hatırlatılıyor.

İşte analiz açısından düğüm burada. Tablolar 2024 sonunda “temizlenmişti”. Sonra enflasyon devam etti ve düzeltme yapılmayınca parasal olmayan kalemler, yani stoklar, sabit kıymetler, özkaynaklar, 2024'ün fiyat düzeyinde donmuş kaldı. Oysa borçlar ve alacaklar, yani parasal kalemler, her zaman güncel değerde. Bu iki grup arasındaki mesafe her çeyrek biraz daha açılıyor. Böyle bir bilançoda borç/özkaynak oranı olduğundan kötü, özkaynak kârlılığı ise olduğundan parlak görünebilir: paydadaki özkaynak eski fiyat düzeyinde kalmışken, paydaki kâr güncel fiyatlarla büyümüş olabilir.

Bu yüzden yıllar arası karşılaştırmayı yaparken “rakam arttı, iyi” ya da “oran bozuldu, kötü” demeden önce hangi kalemlerin hangi fiyat düzeyinde durduğuna bakmak gerekiyor. Aynı rakam, 2024 sonuna göre düzeltilmiş bir kalemle 2027 fiyatlarıyla ölçülmüş bir kalemin toplamıysa, ortaya çıkan oran bir ölçü değil, bir karışımdır.

Pratikte bir karşılaştırmayı iki ayrı bölümde yapmak işe yarıyor: önce parasal kalemler, yani nakit, alacak ve borçlar; sonra parasal olmayan kalemler. İlk bölümde yıllar arası kıyas hâlâ anlamlı, çünkü bu kalemler her zaman güncel değerde. İkinci bölümdeki değişimleri ise “enflasyonla büyüdü” notu olmadan yorumlamayın. Bu basit ayrım, orantısız büyüyen bir stoku “iş hacmi arttı” diye okumaktan sizi koruyor.

Kanun, düzeltmeyi ertelerken kapıyı tamamen kapatmadı. Ertelenen dönemler, yeniden değerleme açısından enflasyon düzeltmesi şartlarının oluşmadığı dönemler sayılıyor; bu da amortismana tabi iktisadi kıymetleri yeniden değerlemeye tabi tutabilecek mükelleflere bir imkân bırakıyor. Bu, her işletmenin uygulaması gereken bir çözüm değil, ama gündeme almaya değer bir seçenek. Ayrıntısı mali müşavirle birlikte netleşir.

Süre belirsizliği de ayrı bir not. Cumhurbaşkanı bu dönemleri üç hesap dönemine kadar uzatabileceği için, ertelemenin 2027'de bitip bitmeyeceğini şimdiden söylemek mümkün değil. Uzatma çıkarsa pencere 2030'a kadar gidebilir. Bu yüzden “düzeltme 2028'de geri gelir” varsayımıyla plan yapmak da, “hiç gelmez” varsayımıyla plan yapmak da yanıltıcı olur. Doğru tutum, her raporu bugünün kurallarına göre yazıp tarihini açıkça belirtmek.

Düzeltmenin ertelenmesi, işletmelerin bilançosunu rahatlattı ama analistin işini kolaylaştırmadı. Önümüzdeki yıllar boyunca her finansal analiz raporunun kenarına şu notu yazmak iyi bir alışkanlık olur: “Bu tablolar enflasyona göre düzeltilmemiştir; oranları yorumlarken parasal olmayan kalemlerin tarihî maliyetle durduğunu unutmayın.” Kök'te hiçbir dönemi üzerine yazmayıp her sürümü ve kaynağı saklamamızın nedenlerinden biri de bu: bir gün düzeltme geri geldiğinde, geriye dönüp neyin neyle karşılaştırıldığını görmek isteyeceksiniz.

Çoğu küçük işletme sahibi kârının ne kadar olduğunu yılda bir kez, o da genellikle bir rakamla öğrenir: “şu kadar vergi çıktı.” Bir işletme için bu, aracın hızını yalnızca sürüş bittiğinde öğrenmek gibi. Neyse ki sistemde bir yıl içi gösterge var: geçici vergi.

Paraşüt'ün anlatımına (yeni sekmede açılır) göre geçici vergi yılda üç dönemde veriliyor: Ocak-Mart dönemi için Mayıs, Nisan-Haziran için Ağustos, Temmuz-Eylül için Kasım. Beyanname dönemi izleyen ikinci ayın 17. günü akşamına kadar veriliyor ve ödeme de beyannamenin verildiği ay içinde yapılıyor; son gün hafta sonuna ya da tatile denk gelirse takip eden ilk iş gününe kayıyor. Ekim-Aralık dönemi için ayrı bir beyanname yok, çünkü dördüncü dönem 7338 sayılı Kanun ile 2022'de kaldırıldı; o çeyreğin kazancı yıllık beyannamede görünüyor.

Bu yılın bir sonraki durağı çok yakın. Temmuz-Eylül dönemi için geçici vergi beyanı 17 Kasım Salı günü akşamına kadar. Bu yazıyı 8 Ekim 2026'da yazdık; o gün beyan gününe beş haftadan biraz fazla vardı. Böyle bir aralıkta “kâr ne çıkacak?” sorusu bir tahmin olmaktan çıkıp bir hesaba dönüşüyor.

Kurumlar için geçici verginin oranı cari dönemin kurumlar vergisi oranı, yani genel olarak yüzde 25; indirimli oran uygulanan kurumlarda geçici vergi de indirimli hesaplanıyor. Ödenen geçici vergiler yıl sonunda yıllık vergiden mahsup ediliyor. Sonuç olarak geçici vergi, yıl sonu faturasının taksitlere bölünmüş hâli. Ama bir şey daha var: bu taksitler yalnızca bir ödeme takvimi değil, ayrıca üç adet “yıl içi mali tablo” demek. Çünkü geçici vergiyi hesaplamak için o dönemin kâr ya da zararını bilmeniz gerekiyor.

Çeyrek çalışmasını üç adıma bölmek mümkün: dönem sonunda mizanı alın, kârı tahmin edin, geçici vergi için nakit ayırın. Üçüncü adım çoğu zaman unutuluyor ve vergi günü parayı aramak zorunda kalıyorsunuz. Her ay kârın bir kısmını ayrı bir hesapta tutmak bu sürprizi neredeyse tamamen önlüyor.

Çoğu işletmede bu bilgi yalnızca müşavirin masasında kalıyor. Oysa işletme sahibi için çeyrek sonu kâr rakamı, nakit planının en değerli girdisi. Kâr var ama banka hesabı boşsa nedenini ancak o çeyreğin sonunda görürsünüz: alacaklar mı tahsil edilemedi, stok mu şişti, yoksa gider mi arttı? Üç aylık bir ritim, bu soruların cevabını yılın sonunda bulmak yerine, hâlâ düzeltme şansınız varken veriyor.

Kâr ile nakit de karıştırılmamalı. Geçici vergi kâra göre hesaplanıyor, nakde göre değil. Büyük bir satış yaptınız ama henüz tahsil edemediyseniz, kâr görünür ama banka hesabı boş olabilir. Bu fark çeyrek sonu toplantısının en önemli konusu: “kâr var mı?” sorusundan sonra “parası nerede?” sorusunu da sormak.

Filiz'de müşavire hazır dönem çıktısı alabilmeniz de bu yüzden önemli: çeyrek sonunda size bir sayfa gelir, “kâr bu, vergi şu, geçen yıl şuydu.” Ama aracı bir kenara bırakın: elinizdeki yöntem ne olursa olsun, her çeyrek sonunda müşavirinizden kâr rakamını isteyin. Rakamı sormak, onu öğrenmek kadar işe yarıyor, çünkü sormayan işletmeye rakam çoğu zaman vergi günü gelir. Yılda dört kez sormak, yılda bir kez şaşırmaktan iyidir.

Haritadaki dükkânınızı sahiplenin

Marka2 dk okuma

“Yakınımdaki …” aramalarında kimin çıkacağını Google'ın üç ölçütü belirliyor: uygunluk, mesafe ve belirginlik. Üçünün de bir kısmı sizin elinizde.

Yanlış fatura kesildi: sekiz günün hesabı

e-Dönüşüm3 dk okuma

e-Faturada hata yapmak mümkün; sessiz kalmak pahalı. İptal, ret ve iade faturası arasındaki farkı, gelen faturayı sekiz gün içinde açmanın neden önemli olduğunu anlattık.

Kırmızıyı göremeyen müşterinize rapor sunmak

Finansal Analiz2 dk okuma

Yeşil, sarı, kırmızı üçlüsü her finans raporunun vazgeçilmezi. Peki o rapor siyah-beyaz çıktığında, projektörden yansıdığında ya da renk körü bir ortağın önüne düştüğünde ne söylüyor?

Bir şey arıyorsunuz. Telefonunuzu çıkarıyor, “yakınımdaki kuru temizleme” yazıyorsunuz. Birkaç saniye içinde harita açılıyor ve üç dükkân gösteriliyor. Gidip bakmıyorsunuz bile, en üsttekini arıyorsunuz. Pazarlama dünyasında buna yerel arama deniyor ve küçük işletmeler için en ucuz müşteri kanallarından biri.

Kimin üstte çıkacağına Google'ın kendi yardım sayfası cevap veriyor. Google'ın açıklamasına (yeni sekmede açılır) göre yerel sonuçlar temel olarak üç ölçüte dayanıyor: uygunluk, mesafe ve belirginlik. Uygunluk, işletme profilinizin aranan şeyle ne kadar örtüştüğü. Mesafe, aramayı yapan kişiyle işletmeniz arasındaki uzaklık. Belirginlik ise işletmenin ne kadar tanındığı; Google bunu kısmen kaç web sitesinin size bağlantı verdiğine ve kaç yorumunuz olduğuna bakarak ölçüyor.

Bu üç ölçütün hangisi sizin elinizde? Mesafeyi değiştiremezsiniz; dükkânınız neredeyse oradadır. Ama uygunluk ve belirginlik, hafta içinde yarım saatlik işlerle ilerleyebileceğiniz alanlar. Google, uygunluk için profilinizde eksiksiz ve ayrıntılı bilgi vermenizi öneriyor: adres, çalışma saatleri, özel günlerdeki saatler, işletme kategorisi, otopark ya da Wi-Fi gibi özellikler. Sayfa ayrıca işletmenizi doğrulatmanın profilin sonuçlarda görünme olasılığını artırdığını söylüyor.

Kategori seçimi küçük bir ayrıntı gibi duruyor ama sıralamanın ilk adımı. Google, işletme kategorisinin profilde yer almasını istiyor; bir kuru temizlemeci yanlış kategoriyle yanlış aramalarda çıkar, doğru aramalarda çıkmaz. Kategori, müşterinin yazdığı kelimeyle sizin sunduğunuz hizmeti birleştiren köprü. Müşterinin sizi hangi kelimeyle aradığını düşünün; kategoriyi ona göre seçin.

Yorumlar ise belirginliğin kalbi. Google, daha fazla ve olumlu yorumun yerel sıralamaya katkı sağlayabileceğini, yorumlara yanıt vermenin de sizi öne çıkarabileceğini belirtiyor. Fotoğraf ve videolar da bu listede. Kolay görünüyor, ama pratikte işletmelerin çoğu profilini bir kez açıp yıllarca bırakıyor. Çalışma saatleri eski, bir telefon numarası artık yok, bayram günü kapalı olduğu belirtilmemiş. Müşteri kapıda kilitli bir dükkân bulduğunda kaybedilen yalnızca bir satış değil, bir güven.

Yorum yanıtlamak için uzun metinlere gerek yok. Olumlu yoruma kısa ve kişisel bir teşekkür, olumsuz yoruma ise sakin, olgusal ve çözüm odaklı iki cümle yeterli. Google, yorumlara yanıt vermenin işletmenizin müşteriye değer verdiğini gösterdiğini belirtiyor. Yanıtlar yalnızca yorumu yazana değil, yorumu okuyan bir sonraki müşteriye de yazılıyor.

Bu sayfadaki en önemli cümle belki de en az konuşulanı: Google, daha iyi bir yerel sıralama için talepte bulunmanın ya da bunu satın almanın bir yolu olmadığını açıkça yazıyor. Yani sıralama pazarlık edilen bir şey değil. Bu iyi haber, çünkü kazanç herkesin aynı kurallara tabi olduğu bir oyunda: işini düzenli yapan üste çıkıyor. Büyük zincirlerle küçük esnafın en adil karşılaştığı alanlardan biri bu.

Haftalık rutin için yarım saat yeter. Pazartesi sabahı profilinizi açın; yeni yorum var mı, yanıtladınız mı? Çalışma saatleri güncel mi? Bu hafta çekilmiş bir fotoğraf eklediniz mi? Ayda bir de kendi web sitenizde Google profilinize, profilinizde de siteye bağlantı olduğundan emin olun; çünkü belirginliğin bir parçası, başka sitelerin sizi anması.

Bu yazı Instagram yazısının doğal devamı: sosyal medya vitrininiz, harita ise tabelanız. Biri kapanırsa öbürü ayakta kalsın diye ikisini de bakımlı tutun. Bir sonraki müşteri “yakınımdaki” kelimesini yazdığında sizi bulması, harcayacağınız en verimli yarım saat olabilir.

Yanlış vergi numarası, yanlış tutar, bir sıfır fazla ya da eksik. Fatura keserken hata yapmak insani; pahalı olan, hatadan sonra ne yapılacağını bilmemek. Çünkü e-Fatura dünyasında “silip yeniden yazmak” diye bir seçenek yok. Üç ayrı yol var ve her birinin bir saati çalışıyor.

Önce karıştırılan iki süreyi ayıralım. Fatura kesme süresi yedi gün: Vergi Usul Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca fatura, teslim ya da hizmet tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde düzenlenir (yeni sekmede açılır). Kesilmiş faturayı iptal ya da ret etme süresi ise, Sovos'un anlatımına göre (yeni sekmede açılır), sekiz gün. İkisi birbirine karışınca “yedi günüm var” diye düşünen biri, düzeltmek için gün saymaya başlayabiliyor.

Sekiz günün içinde yol, e-Faturanın türüne göre ayrılıyor. Temel e-Faturada alıcı faturayı sistemden reddedemiyor. Bunun yerine e-Fatura İptal Portalı kullanılıyor: taraflardan biri iptal talebini fatura numarası ve tutarla hazırlıyor, mali mühürle imzalayıp karşı tarafa gönderiyor; karşı taraf onaylarsa fatura reddedilmiş oluyor. Ticari e-Faturada ise gönderen taraf faturayı iptal edemiyor. İptal, ancak alıcının sekiz gün içinde faturayı reddetmesiyle mümkün.

Bu son cümlenin bir de ters yüzü var ve çoğu ofisin gözünden kaçıyor: sekiz gün içinde ret gelmezse ticari fatura kabul edilmiş sayılıyor. Yani gelen fatura kutusuna hiç bakılmayan bir ofiste, hatalı bir fatura sessizce “onaylanmış” oluyor. Sonradan itiraz etmek isterseniz, alıcı olarak KEP ya da noter gibi bir yolla yazılı talep göndermeniz, satıcının da bunu kabul etmesi gerekiyor. O noktada artık mesele teknik bir tıklama olmaktan çıkıp bir görüşme konusuna dönüşüyor.

Ofis rutini olarak gelen fatura kutusunun bir sahibi olsun. Haftalık bir gözden geçirmede iki soruya bakmak yetiyor: gelen ticari faturalardan, sekiz günü dolmak üzere olan ve henüz onaylanmamış ya da reddedilmemiş olan var mı? Giden faturalardan, alıcının reddettiği ya da iptal talebiyle döndüğü var mı? Bu iki soru sekiz günlük pencerenin kaçırılmasını önlüyor; üstelik hatalı fatura çoğu zaman en ucuz hâliyle ilk haftada düzeltiliyor.

Tipik hataları üç torbaya ayırmak işi kolaylaştırıyor. Yanlış unvan, yanlış vergi numarası ya da yanlış tutar gibi faturanın tamamını geçersiz kılan hatalarda, sekiz gün içinde ret ya da iptal yoluna gidip doğru bilgilerle yeni bir fatura kesiyorsunuz. Mal iade edildiyse ya da hizmetin yalnızca bir kısmına itiraz varsa, doğru araç iade faturası. Üçüncü torba ise fark edilmeyen hatalar; bunlar ancak sekiz gün geçtikten sonra ortaya çıktığı için en pahalı olanlar.

Süre geçtiyse ya da hata kısmi ise devreye iade faturası giriyor. Fatura muhasebeye alınmışsa ya da mal ve hizmetin bir kısmına itiraz ediliyorsa alıcı, faturanın türünü “iade” seçerek ve iade edilen faturanın tarih ve numarasını belirterek bir iade faturası düzenliyor. Faturanın tamamına itiraz edilmişse ve alıcı henüz muhasebeye almamışsa ayrıca iade faturasına gerek kalmıyor; ret yeterli.

E-Arşiv fatura için ise bir not düşmek zorundayız. İptal süresini bazı kaynaklar yedi gün, bazıları sekiz gün olarak veriyor; hatta Paraşüt'ün (yeni sekmede açılır) kendi içeriklerinde bile iki rakam birlikte dolaşıyor. Bu belirsizlikte en güvenli yol, yedi günü esas almak ve kullandığınız sistemin ekranında yazan süreye bakmak. İkisinden hangisinin doğru olduğuna kimse karar vermeden önce, kısa olanı bitirmek hiçbir şeye mal olmuyor.

Hata sayısı değil, hatayı fark etme hızı belirler maliyeti. Pazartesi sabahı yirmi dakika ayırın: kesilen ve gelen faturaları listeleyip tutarlara, vergi numaralarına bakın. Sekiz gün bir kâğıdı düzeltmek için uzun, bir ofisin dikkatini toplaması için kısadır.

Finansal rapor hazırlayan herkesin elinde bir üçlü vardır: yeşil iyi, sarı dikkat, kırmızı kötü. Trafik ışığı kadar sezgisel, göz alıcı. Çoğu zaman da iş görür. Ta ki o rapor siyah-beyaz bir yazıcıdan çıkana, bir toplantıda projektörün soluk ışığına düşene ya da şirketin ortaklarından biri yeşille kırmızıyı ayıramayana kadar.

Rakamlar bunun nadir bir durum olmadığını söylüyor. ABD Ulusal Göz Enstitüsü, erkeklerin yaklaşık on ikide birinin (yeni sekmede açılır) renk görme eksikliği taşıdığını belirtiyor. Bir ortaklık yapısında üç dört erkek karar verici varsa, içlerinden birinin rengi bizim gibi görmüyor olması şaşırtıcı bir olasılık değil. Üstelik buna yaşlanmayla birlikte renk algısının zayıflaması, düşük ışıklı odalar ve ucuz ekranlar da ekleniyor.

Erişilebilirlik standartlarında bu konunun adı net. Web İçeriği Erişilebilirlik Yönergeleri'nin (WCAG) 1.4.1 “Renk Kullanımı” ölçütü (yeni sekmede açılır), bilginin iletilmesi, bir eylemin belirtilmesi ya da bir öğenin ayırt edilmesi için rengin tek görsel araç olmaması gerektiğini söylüyor. Önerilen çözüm basit: renge yanında bir metin, simge ya da şekil ekleyin. Bu yönerge web sayfaları için yazılmış olsa da fikir her finans raporuna uyuyor: renk güzel bir ikinci dil olabilir, tek dil olmamalı.

Biz bunu Kök'ü tasarlarken kendimize bir kural yaptık: bir oranın değerlendirmesi önce yazıyla söylenir, sonra renkle süslenir. Her oranın yanında GÜÇLÜ, DİKKAT ya da ZAYIF yazar; renk bu kelimenin yanındadır, yerine geçmez. Sektör kıyasını da aynı şekilde “medyan üstü”, “medyan civarı” ya da “medyan altı” diye kelimeyle söylüyoruz. Böylece rapor siyah-beyaz basıldığında ya da bir renk körünün önüne düştüğünde kaybolan bir şey olmuyor.

İyi bir yargı cümlesi nasıl görünür? Üç özelliği var: kısa olur, bir karşılaştırma içerir, bir eylem önerir. “Cari oran 1,3; sektör medyanı civarında, kısa vadeli ödemelerde sorun görünmüyor” bir yargıdır. “Alacak devri yavaşlıyor; tahsilat süresine bakalım” ise bir eylem. Sayıların kendi başına konuşmasını beklemek yerine onlara bir cümle ödünç vermek, müşterinin aklında kalan şeyi belirliyor.

Bu pratik bir disiplin gibi görünse de aslında bir iletişim ilkesi. Müşterinize rapor sunarken ilk saniyede ne anlayacağını düşünün. İyi bir finansal sunumun ilk cümlesi tek bir yargı taşır: “Likidite güçlü, kaldıraç dikkat istiyor.” Renk bunun ardından o cümleyi destekler. Müşteri rengi göremese de cümleyi duyar; rengi görürse cümle onun gözünü yönlendirir. İkisi birlikte çalışır, biri diğerinin yedeğidir.

Toplantıdan sonra masada kalan sayfa da önemli. Renk körü bir ortak ya da gri tonlu bir çıktı bir yana, bazı müşteriler raporu telefondan okuyor; küçük bir ekranda renkler parlaklığa göre değişiyor. Bilginin yazıyla taşınması, onun her ortamda aynı kalmasını sağlıyor ve bir sunumu “iyi görünen” olmaktan “güvenilir olan” sınıfına geçiriyor.

Rapor hazırlarken küçük bir deney yapın: çıktıyı siyah-beyaz alın ya da ekran görüntüsünü gri tonlamaya çevirin. Hâlâ anlaşılıyorsa tasarımınız sağlam. Anlaşılmıyorsa hem renk körü bir ortak hem de siyah-beyaz fotokopiye mahkûm kalan bir arşiv sizi bekliyor. Müşteri masasına çıkan raporun, o masadaki herkese aynı şeyi söylemesi, bize göre sunumun en temel nezaketi.

Basit usulde 2027 hazırlığı: kâğıt fatura veda ediyor

Ön Muhasebe2 dk okuma

Basit usul ve işletme hesabı mükellefleri için e-Arşiv fatura zorunluluğu bir yıl ertelendi. Takvim 1 Ocak 2027'yi gösteriyor; kalan zamanı nasıl kullanmalı?

Toplu SMS atmadan önce: izin de bir pazarlama malzemesidir

Marka3 dk okuma

Müşteri listesi güçlü bir varlık. Ama listeye mesaj atmadan önce izin almak, İYS'ye kayıt olmak ve reddetme hakkını işletmek zorundasınız. Kuralları ve 2026 cezalarını anlattık.

Aidat takibini şikayetsiz yürütmek

Site Yönetimi5 dk okuma

Gecikmeyi tartışmaya dönüştürmeden hatırlatmanın yolları.

Küçük esnafın en rahat kısmı hep kâğıttı: bloğu çıkar, yaz, imzala, ver. Bu rahatlığın bir son tarihi var, hem de sandığınızdan yakın: 1 Ocak 2027. Bu yazıyı 8 Ekim 2026'da yazıyoruz; takvime göre yaklaşık on iki hafta var.

Önce tarih meselesi. 589 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği, 31 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı ve 509 sıra no.lu tebliğdeki tarihleri yalnızca iki mükellef grubu için bir yıl öteledi: ticari kazançları basit usulde tespit edilenler ile işletme hesabı esasına göre defter tutanlar (yeni sekmede açılır). Diğer mükellefler için tarihlerde değişiklik yapılmadı. Yani bilanço esasına göre defter tutanlar için 2026 başında başlayan zorunluluk, bu iki grup için bir yıl sonraya, 1 Ocak 2027'ye kaydırılmış oldu. Meslekten STB CPA Turkey (yeni sekmede açılır) de aynı konuyu “ertelendi” başlığıyla duyurmuştu.

Ayrıntıda ise rehberler birbirini tutmuyor. Paraşüt'ün sayfası (yeni sekmede açılır) bir bölümünde bu grup için vergiler dahil 3.000 TL'yi aşmayan faturaların 31 Aralık 2026'ya kadar kâğıt düzenlenebileceğini, 3.000 TL üzerindekiler için e-Arşiv gerektiğini söylüyor; başka bir bölümde ise “2027 ertelemesi”nden söz ediyor. Aynı kaynak bile iki ayrı şey söylüyorsa, işin mantığı şu olmalı: tarih ve tutar kuralının kesin hâlini mali müşavirinizden teyit edin, ama hazırlığı hangisi olursa olsun 2027 başına göre planlayın. Çünkü iki yorum da aynı yere çıkıyor: bu gruptaki herkes yakında e-Arşiv ile çalışacak.

Hazırlık aslında üç adım. Birincisi, imza aracı. Şahıs işletmelerinde bu e-imza olabiliyor; TÜRMOB'un belirttiği gibi (yeni sekmede açılır) gerçek kişi mükellefler e-imza ya da mali mühürden birini kullanabiliyor. Başvuru ve teslim süreleri hesaba katılmalı. İkincisi, GİB'in e-Arşiv portalına erişim ya da bir özel entegratörle çalışma kararı. Üçüncüsü, belki en az konuşulanı: alışkanlık. Fiş kesen, defter tutan ve faturasını yazan kişi çoğunlukla aynı kişi. Kâğıdın yerini ekran alınca bu kişi de bir ekranda iş yapmaya hazır olmalı.

Seçim yapılacak bir nokta da var: GİB'in ücretsiz portalı mı, yoksa muhasebe yazılımına bağlı bir entegratör mü? Portal, az sayıda fatura kesen bir esnaf için yeterli olabilir; fatura sayısı arttıkça ya da faturaların müşteri kayıtlarıyla birlikte yönetilmesi istendiğinde yazılım bağlantısı iş yükünü azaltıyor. Hangisini seçerseniz seçin, kritik olan ilk faturanın yılbaşından önce kesilmiş olması.

Hazırlık, ocakta başlayacak bir iş değil. İlk fatura, mali mühür ya da e-imza, portal erişimi ve yazılım bağlantısı yılbaşında aynı gün çalışmak zorunda. Ocak ayının ilk haftasında herkesin aynı destek hattını aradığını düşündüğünüzde, yılbaşından önce “deneme faturası” kesmiş olmak büyük avantaj. Bizim e-Dönüşüm hizmetimizde geçiş de bu sırayla ilerliyor: imza aracı, GİB başvurusu, hesap ve entegrasyon. Ama sıra ne olursa olsun, ilk adım hâlâ aynı: ne zaman başlayacağınıza karar vermek.

Planı haftalara bölün: Ekim'de imza aracı ve başvuru; Kasım'da portal ya da yazılım seçimi ve ilk deneme faturası; Aralık'ta gerçek müşterilere birkaç fatura ve takip. Ocak'a “çalışan bir sistem”le girmek, ocağı öğrenme ayı olarak geçirmekten çok daha ucuz.

Kâğıt fatura bloğu, esnafın tezgâhından bir alışkanlık götürecek. Karşılığında anlık gönderim, kendiliğinden oluşan bir arşiv ve kaybolmayan bir kayıt bırakıyor. On iki hafta, bir geçişi sakin yapmak için yeterli, telaşla yapmak için de fazlasıyla yeterli. Hangisini seçeceğiniz, bugünkü kararınıza bağlı.

Pazarlama bütçesi küçük işletmelerin favori aracı bellidir: elindeki telefon rehberine toplu SMS ya da e-posta göndermek. Ucuz, hızlı, ölçülebilir. Ama bir mesajın göndericiye maliyeti kuruşlarla ölçülürken, bir şikâyetin maliyeti binlerce lirayı bulabilir. Burada mesele pazarlama değil, izin.

Çerçeve, 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ve ona bağlı yönetmelik. Ticaret Bakanlığı'nın yönetmelik duyurusuna (yeni sekmede açılır) göre onay, ileti gönderilmeden önce yalnızca hizmet sağlayıcı tarafından alınabiliyor ve alıcı reddetme hakkını kullanana kadar geçerli. Tahsilat, borç hatırlatma, teslimat ve abonelik bildirimleri için önceden onay gerekmiyor; kampanya duyurusu ise ticari ileti ve onay istiyor. Daha ilginç bir kural da onayın nasıl alınacağıyla ilgili: alıcıya ticari bir ileti göndererek onay istemek yasak.

Reddetme hakkı da iki yönlü işliyor. Alıcı hiçbir gerekçe göstermeden ticari iletileri almayı reddedebiliyor ve ret bildirimi onayı geçersiz kılıyor. Ret, iletinin geldiği kanaldan, kolay ve ücretsiz yapılabilmeli; bu seçenek her iletide yer almalı ve gönderici, ret bildirimi kendisine ulaştıktan sonra üç iş günü içinde göndermeyi durdurmalı. Yani mesajın sonuna “çıkmak için şunu yapın” satırını eklemek bir nezaket değil, bir yükümlülük.

Onay metninin kendisi de önemli: nelere onay verildiğini, hangi kanaldan (SMS, e-posta, arama) ileti geleceğini ve nasıl vazgeçilebileceğini açıkça söylemeli. Yönetmeliğe göre ret bildirimi, yalnızca bildirimin yapıldığı kanala ilişkin onayı geçersiz kılıyor. Yani SMS'ten çıkan biri, e-postada hâlâ abone kalabilir; kanalları ayrı ayrı yönetmek zorundasınız.

Sonra İYS geldi. Ticari İletişim ve Ticari Elektronik İletiler Hakkında Yönetmelikte 2020'de yapılan değişikliğe göre ticari elektronik ileti göndermek isteyen gerçek ve tüzel kişiler İYS'ye kayıt oluyor (yeni sekmede açılır) ve İYS'de onayı olmayan alıcılara ileti gönderilemiyor. Onay hizmet sağlayıcının kendi yöntemiyle de alınabiliyor ama İYS dışında alınan onayların üç iş günü içinde İYS'ye kaydedilmesi gerekiyor; kaydedilmeyenler geçersiz sayılıyor. Sistemin kendi sitesi iys.org.tr (yeni sekmede açılır).

Esnaf ve tacir alıcılar için kural farklı: onay almak zorunlu değil, ama bu alıcıların adresleri gönderimden önce İYS'ye kaydedilmeli ve alıcının ret hakkını kullanıp kullanmadığı İYS'den kontrol edilmeli. B2B listesi hazırlarken bir de adres türüne dikkat edin. Bazı rehberlerin uyardığı gibi, ad.soyad biçimindeki kişisel görünümlü bir e-posta adresi, alıcının tacir değil gerçek kişi sayılmasına ve onay aranmasına yol açabiliyor. Bu ayrıntı, listenin güncel olup olmadığından daha önemli olabilir.

Peki yanlış yapınca ne oluyor? Erdem & Erdem'in derlemesine (yeni sekmede açılır) göre 2026 için 6563 sayılı Kanun'un 12. maddesi kapsamındaki idari para cezaları, 25 Aralık 2025 tarihli tebliğle yüzde 25,49 oranında artırıldı. Onaysız ya da onaya aykırı gönderimde ceza 2.859 TL ile 14.309 TL arasında; reddetme yükümlülüklerini yerine getirmemekte 5.723 TL ile 42.930 TL arasında. Özet hangi fıkranın hangi tutara karşılık geldiğini belirtmiyor, bu yüzden kesin tutarlar için Resmî Gazete'deki tebliğe bakın. Ama ölçek açık: tek bir şikâyet, bir kampanyanın getirisini silebilir.

Liste bakımı da gerekli: ret bildirimi gelen adresleri, geri dönen e-postaları ve yinelenen kayıtları düzenli olarak temizleyin. Küçük, güncel ve izinli bir liste, büyük ama eski bir listeden çoğu zaman daha çok satış getirir; üstelik şikâyet riskini de azaltır.

İzinli liste yavaş büyür ama sağlam büyür. Kasada, sitede, randevu formunda “size kampanyalarımızı iletmemizi ister misiniz?” sorusunu açıkça sorun ve cevabı kaydedin. Evet diyenler, zaten sizinle ilgilenen kişilerdir; mesajınız onlar için gürültü değil, beklenen bir haber olur. Bir pazarlama listesinin gücü uzunluğundan değil, kaç kişinin gönül rahatlığıyla “evet” demiş olmasından gelir.

Gecikmeler çoğu zaman bilgi eksikliğinden doğuyor. Düzenli, kişisel olmayan bir hatırlatma ritmi tartışmayı baştan önlüyor.

Sakin, ödeme durumunu her sakine yalnızca kendi hesabı üzerinden gösteriyor; toplantıda isim geçmeden tablo konuşulabiliyor.

Filiz'de yeni fatura ekranı

Ürün Notları3 dk okuma

Alıcı arama, senaryo seçimi ve seri yönetimi tek ekranda toplandı.

Stok ile 153 hesabı arasındaki farkı yakalamak

Finansal Analiz5 dk okuma

Sayım sonuçlarıyla kaydın uyuşmadığı tipik üç senaryo.

Yeni ekranda alıcıyı unvan, vergi numarası ya da kısa adla arayabiliyorsunuz.

Senaryo ve seri seçimi aynı satırda; sık kullanılan kombinasyonlar varsayılan olarak hatırlanıyor.

Farkların çoğu irsaliyesi gelip faturası gelmeyen alımlardan, iadelerden ve fire kayıtlarından doğuyor.

Sayım öncesi bu üç başlığı ayrı ayrı listelemek, farkın kaynağını dakikalar içinde gösteriyor.

Bülten

Yeni yazılar e-postanıza gelsin

Ayda bir, yalnızca işinize dokunan konular. Reklam yok.

Söğüt Danışmanlık

Sahadan gelen, her işe uyan çözüm. İstanbul ve Marmara bölgesinde mali müşavirler, KOBİ'ler ve markalar için.

© 2026 Söğüt Danışmanlık